gezinti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezinti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2011 Pazartesi

kaçış ve dönüş...

 

 
Ronin'le bir iki günlüğüne kaçtığımız İstanbul seyahati Musti'siz yapılan ilk gezintiydi. Burukluk yaratan tek şey ise onu özlemekti. Gerçi annem ve Sophie bizim oğlana gayet iyi bakmışlar. Benden de iyi. Güzel güzel yemeklerini yemiş, uyku düzeni desen tam kıvamına gelmiş.

Musti'min yokluğunu saymazsak İstanbul benim için yine harikuledeydi. Şimdi evde şiş dobişko ayaklarıma baktıkça üç güne sığdırdıklarımıza inanamıyorum. Soğuğun verdiği etkiyle her yerimden dumanlar çıkarken o Galata'da yürüyüşümüzü, İstiklal zorunluluğumuzu ve daha birçok şeyi iyi ki yapmışız. Ayaklar bir gün normale döner besbelli...
 

5 Eylül 2011 Pazartesi

bir kaçış daha...


 
Tatil dönüşü mahmurluk, henüz adapte olamama.  Pek bir sevindirik...  Yorgunlukla dinleniklik  arasında ki  ince  çizgide  kanepede  uzanma.  Denizin  olduğu  her yer güzel.  Her yer (...)
 
Son anda Musti'yi de tatile  dahil  etmiş  olmanın  verdiği  tatlı (!) pişmanlık...  Ama  onun  bile büyüdüğünü  görmek...  Bize  ayak  uyduruşunu,  bizim  gibi  yaşadığını  görüp  duygulanma... Bizim  çekirdek  aile  olayından  çıkıp,  üçlü  bir  ev  arkadaşı  tadında  yaşayışımız...
 


 
Çarşısının  her  yerinden  denize  ulaşabilme,  tatilin  ilk  iki  gününde  rahatsızlanıp  sonra iyileşmem...  

Vedat Milor'u  kıskandıracak  kadar  lezzetli  balıkları  mideye  indirmem...  Keyifte  tavan  yaptıran  ufak  sürprizler... 
Yürünen  onca  yol... 

 Şehir  içinde  trafik  ışığının neden  olmadığına  anlam  verememe...
 
Sonunda "evim evim güzel evim" diyebilme...
 

28 Ağustos 2011 Pazar

gelecek - geçmiş = şimdiki zaman


 
Gelecekten geçmişi çıkarırsan "şimdiki zaman" kalır.
 
(Son zamanlarda çok severek okuduğum "Kinyas ve Kayra"dan)
 
Şimdiki zamanı benden kat be kat daha iyi yaşamayı bilen Musti'den feyz alarak bayramda da kaçıyoruz bu şehirden. Darısı daha nice kaçmayı bekleyen zamanlarımın başına.

3 Nisan 2011 Pazar

gezme(cik)...



 Ay pek bir şen oldum bu haftasonu. Gezdim, tozdum. Musti'siz gitmenin verdiği suçluluk duygusunu ve baktığım  her çocukta onu görmemi saymazsak her şey süperdi. Ama onunla da gezilmezdi.
Zaten pek bir aramamış bizi.

Buna sevinmeli miyim, üzülmeli miyim bilemedim.

Stres attım, azıcık da arındım. Berbat ötesi bir iklimin geçeceği haftaya karşı daha iyiyim. Hatta bir ayakkabı ile aşk bile yaşadık. Bundan iyisi daha uzun bir gezi :))



 

21 Kasım 2010 Pazar

İstanbul...




İçinde onca kokuşmuşluğu, onca haksızlığı barındırmana rağmen sen ne güzeldin İstanbul. Bir kez daha gözümü senden alamayarak ayrıldım yanından. Bir daha... bir daha görmek var seni.

Herkes gibi bende dönerken kendi çöplüğüme, şimdiden hayalini kurmak var yine.



İstiklal'de attığım her adımı; vagonun düttürük sesiyle ve makaronlarla aımsayacağım. 

Sarı makaronlar ayrılığı, yeşiller ise o günümü anımsatıyorsa bana; pembeler de hayalim olsun. Sana yeniden kavuşana dek.

15 Kasım 2010 Pazartesi


Bize birileri fısıldadı sanki

bu bayram doluşun bir yerlere,

kaçışın diye. Yokuz şimdi. 

Herkese iyi bayramlar dileğiyle...