eften püften etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eften püften etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2013 Pazar

olumlu ruh hali...



Uzun zamandır ilk kez bu hafta
ilkbaharı anımsatan bir ılıklıkla uyandım.

Ben kesinlikle bu mevsimin adamıyım.
Aklımda bir tane tilki kalmıyor, yüzümde gevşek bir tebessüm.
Ama biliyorum ki ilkbahar tam olarak henüz gelmedi. Hele de bizim buralarda kış daha bitmedi.
Kış'ın hiç yaşanmadığı, gecelerin iki saat sürdüğü ve dedikodunun olmadığı bir yerde yaşamak istiyorum.

Var mıdır bana bir tavsiyeniz?

16 Aralık 2011 Cuma

cingılbesss 2011...

 

Bu sene kimsede göremediğim cingılbes ruhunu yine Musti' nin enerjisi unutturuyor. Seviyorum onun bu hallerini... Yorulsam da, uyku istek nöbetlerim gün be gün artsa da onu en çok bu haliyle seviyoruz biz. 
 
Şimdi aklına gelen herkese yeni yıl kartları yapıyor, Noel Baba' yı çok önemsiyor ve onun geyiklerinin keçi olduğunu düşünüyor.

25 Kasım 2011 Cuma

iklim...



Geçen sene bu zamanlarda daha iklim bunalımıma girmemiştim. Ama şu anda donma noktasındayız hepimiz. Mevsimlerin çaktırmadan geriye gelmesi, sıcak günlerin gitgide azalması endişe veriyor.

Sanırım ben hiçbir zaman kış günlerini sevemeyeceğim. Üşümemin tüm keyfimi kaçırdığı günlerin birinde (yani "dün")  yalancıktan da olsa bir güneş açınca beş dakikalığına iyi kız olmamın hazzını yaşadım.
 
Amma velakin güzel şeyler hep geçici olduğuna göre...

14 Kasım 2011 Pazartesi

büyürken onlar...

 

 
Musti'nin büyüme hızı, dilinin pabuç ayarı ve beni her gün dumura uğratacak rutin anlar... Hepsi de bana aynı klişe şeyi söylüyor:
 
Hayat gerçekten de çok hız-lı!..
Bunu kendime her söylediğimde listeden bir  şeyi daha gerçekleştirerek silmek ne mutluluk verici. İstiyorum ki bütün telaşeler bitsin ve sadece dingin bir hayat başlasın. İçinde keyif olsun.
 
Bu ülkede, bu dünyada böyle bir hayalin imkansızlığı ebedi elbette. Terörün de, depremin de, trafik kazalarının da önüne geçilebilecekken, geçilememesi... Böyle mal gibi oturmamız... Elimizde mandalina yerken televizyonda hikaye izler gibi izlememiz...
 
İnsanın elinden umudunu, hevesini, keyfini alsa da tüm bunlar... Yine de inanmak isterdim: bir gün her şeyin düzeleceğine...

21 Temmuz 2011 Perşembe

sadece hayal...

 


Şöyle hafiften çiselese yağmur... Ben huzura nazır, keyif manzaralı balkonumda otursam... Sevdiklerim yanımda... Musti hep tatlı... 

Yamuk yumuk da olsa dikiş diksem. Yesek, içsek, gülüp oynasak... 

Bir de ölüm olmasa...
 

9 Temmuz 2011 Cumartesi

cath kidston



Geçenlerde Cath Kidston'dan ufacık bir dergicik göndermişler. Ama neler var içinde neler...

Her şey rengarenk. Çiçekli böcekli. İnsana sanki "kış" mevsimini yaşatmamak için varlar hepsi.Şu altta duran bebek badileri bile doğurma hissiyatını veriyor adama :)...




Yalnız bir şeyi çok merak ediyorum; bizim banyolarımız niye bu ecnebi banyolarına hiç benzemiyor?
Hep aydınlık, ferah ferah. Kocaman camları, çiçekli perdeleri var. Bir de şu ayaklı küvetler yokmu? Bayılıyorum. 
 
Bizde ise kat boşluğu denen yere bakar banyolar.
Onun için de hep karanlık :(
 

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Bir maruzatım olacak...



Şu zamanlarda ailecek oturup izlediğimiz, izlediğimizin üzerine en az bir saat geyik yaptığımız, keyif aldığımız ve gerçekten keyif aldığımız tek dizi olan Leyla İle Mecnun'un daha erken saate çekilmesini, uykuya yenik düşmemeyi arz ederim.

Sevgiler, saygılar bizden olsun.

5 Mayıs 2011 Perşembe

"yokum" diyorum...

 
Yok... Ne buraya yazasım, ne de iki adım öteye gidesim. Havalardan mütevellit kendimden bile uzak durasım var. Tam ısındı hava derken bu ne şimdi ya? Bu yağmur, bu çamur & vs... 

Her şey güzele dönene kadar, havalar ısınana kadar uzak durulsun benden...
 

25 Aralık 2010 Cumartesi

avsak savsak oldum ben!



Bir avsak savsağım bugünlerde. Ne kendimi başkalarının eylemlerine dahil edebiliyorum, ne de ben sonuna kadar giden bir plan yapabiliyorum. Evdekilere ölü balık gibi bakıyorum. Televizyon en nefret ettiğim elektrikli eşya şu anda evde. Türk dizilerine tahammülüm kalmadı. Amerikan özenti hakkımızı dizilerinden yana kullanmaktayız. Hiç değilse senaryoları var. Demi ama yani.

2011'den ilk beklentim; üzerimde ki uyuşukluğun kalkması. Birilerinin bana "eli kolu kalkmaz" büyüsü yaptığını düşünmeyecek kadar zıpgın olmam. Zıpgın gibi, fişek gibi bir bahar bekliyoruz 2011'den. Hem de maailece. Çünkü benim bu avsak savsak durumumdan herkese fenalık gelmiş durumda.



Musti desen yine aleminde. Bayılıyorum onun o kimseyi ve hiçbir şeyi takmayan haline. Kendine güvenine. Canı ne isterse onu yapıyor. İzin vermediğimiz şeyleri ev içinde gizlice bulduğu köşelerde yaşıyor. Ufacık tefecikya; her yere sığıyor. Bizim evin miniatürk'ü o. Her seferinde aç, içinde değişik bir şey bulursun mutlaka.

Ayrıca yemek dışında ne versek yiyor da. Meyve, fındık fıstık, abur cubur... O gün ev dışında bir yerlerdeyse hele tamamen foseptik çukuru kıvamında geziyor. Yavaş yavaş karın ağrısını da keşfetmeye başladı ki; züpper boy yine o!

Ben yanımda birinin ses çıkararak bir şeyler yemesine tahamül edemem. Bunun için cinayet bile işleyebilirim. Ama onun bir tatlı badem yemesi var. Sesli sesli, şapırdata şapırdata. Ona da o kadar bayılıyorum. Yavaş yavaş klasik bir erkek annesi oluyorum galiba. Biri beni tutsun. Oğlumdur; ne yapsa yeridir kıvamındayım.

17 Aralık 2010 Cuma



Yine yazamadım günlerdir. Blog işi bir tuhaf; İçinden yazmak gelince  devamlı bir şeyler ekliyorsun. Ama istemeyince de işte bööö yani anlayacağın. Hele bir geleyim kendime; eser gürlerim yine.

Şimdi gelen yılın arefesinde umut dolu şeyler yazmam lazım değil mi? Hatta yeni bir liste hazırlamam.   "yapılacaklar" listesi. Doldurulacak yine alt alta bir dolu madde. Hani geçen senelerin listesinden kaçını yaptın diye sorarsanız hiç açılmasın o mevzu derim bende. Sonuçta yeni bir liste yapmak lazım. Ya da bu sefer yapılmaması gerekenleri sıralamak lazım.

28 Ekim 2010 Perşembe

kabuktan dünyaya




Yazamadım yine kaç zamandır. Evin gailesi silsile şeklinde geliyor. Bitmek bilmiyor. Kariyerde bebekde..geyiğine girmeyeceğim ama, evinin işini gücünü yapıp, çocuğunu oyalayıp bir yandan da gezmesini eksik etmeyen hatun varsa bizzat ben kendim alnından öperim.

Sağolsun bir ablamız var arasıra gelip kahrımızı çeken. Ama o da geldiği zaman sanki ben daha çok yoruluyorum gibi. Ona tedarik edilecek temizlik malzemelerini bir gün önceden hazırlamam, o gittikten sonra kullandığı şeyleri toplamam. Bize her geldiğinde son  otobüse yetişmek için gözüme bakınca o tuhaf suçluluk duygusunu hissetmemek için son işlerin bana kalması.
Sanki ben daha çok yoruluyorum gibi.

Ev temiz pak ise Musti yalnızlıktan depresyona giriyor.. ki bunu hiçbirimiz istemeyiz. O bir bunalım takılırsa hayat zindan bize. Bir çırlıyor ki en basit şey için bile..
Aman Allah'ım. Yok varsın batsın pasaklansın ev.
Düşündüm de Musti ile olsam daha iyi olacak galiba.

En harbisiyle söyleyeyim; Musti'yle olmak her şeyden güzel. Her şeyden iyi. Pencereden her gördüğünde aynı hevesle haber veriyor bize; "aydede... aydede" diye. Nasıl tatlı oluyor anlatamam. Alıp içime atasım geliyor onu. İnsan hiç çocuğu aydedeyi gösterdi diye onunla gurur duyar mı? Ben duyuyorum. İstiyorum ki o coşkusu, heyecanı hep kalsın onda. Yerleşsin gitmesin bir yere.
Hep öyle mutlu olsun. Gözleri parlasın.

Bugünlerde benim gözlerimi de parlatan bir şey var;
yehuu bayramda İstanbul var.

İstanbul'a en son ne zaman ve ne için gittiğimi hatırlayamadım şimdi. İnanılmaz. Hani orada yaşayan için nedir iyi yanı bilmem ama ben özledim. Hem de çok özledim.

Ajandama çoktan krokileri çizdim bile gidilecek yerlerin. Ronin okuyorsun değil mi bu yazıyı? Hatununun gönlü gezmek ister, tozmak ister, tozutmak, İstanbul ayarına yakışır şekilde dağıtmak ister. Öpüldün..Muck!
 

22 Eylül 2010 Çarşamba

...


Son yazıdan bugüne on günü aşkın bir süre geçmiş. Sanılmasın ki; yine ev telaşesine kapıldım. Bu sefer en çok kendimle uğraştım. Bir günde hastalandım, yataktan hatta battaniyenin altından hiç çıkmak istemedim. Nasıl olduysa üşütmüşüm idrar yollarımı. Sıcak su torbam bu hafta evde en dokunduğum, en yakınlaştığım arkadaşım oldu. Her seferinde ölmeme ramak kala doktora gitmeye karar veren ben bu defa hemencecik gittim. Yine de gidene kadar işkence iki gün geçti.


Enterasan olan ise yapılan tahlillerde hiçbir şeyimin çıkmaması. Doktor "bir şeyiniz yok" diyor, ben "olamaz, benim idrar yollarımda enfeksiyon var muhakkak" diyorum. Babaannem de böyleydi; doktora giderdi, dinlerdi dinlerdi, ama teşhisi yine de kendisi koyardı. Hem doktorun verdiği ilaçları içerdi, hem de kendisi içmesi gerektiğine inandığı ilaçları. Dolayısıyla mecazi olarak algılanılmasın lütfen, bir avuç ilaç içerdi. Ben onun hiç ilaç içmeden tek bir gün dahi geçirdiğini hatırlamam. Doktora da çok kolay giderdi. Hani bırak razı olmayı, birkaç gün gitmese mırıldanmaya başlardı tabip ziyareti arzusunu. Onlardan duyabileceği tek bir kelime bile onun için çok önemliydi. Sanki ömrünü on yıl uzatacak bir iksirin formülünü vereceklermiş gibi ona, koşa koşa giderdi doktora.


Ben hiç ona çekmemişim. Son ana kadar hastahane yakınında bile ikametim olmaz. Geçen akşam gittiğimizde anladım. Hani derler ya; insanların bir yapabilecekleri işler var, bir de asla yapamayacakları. İşte ben asla bir hastahanede çalışamazdım. Adamda çelik gibi bir sinir, mangal gibi bir yürek ister o meslek.

13 Eylül 2010 Pazartesi

ş-a-n-s


 
"Sıradan bir günün uğruna hiç dua etmemiş,hiç yalvarmamıştım"

diyor Şebnem Ferah.


Bir günü sadece sıradan ve öylesine yaşayacak kadar şanslıyım. Ne

mutlu bana.

22 Haziran 2010 Salı

Böööööö...


Uzun zamandır yazmak istiyordum aslında bu yazıyı. Şu blog işlerindeki son gelişmeler beni deli ediyor. Hani gelişme dedim ama aslında saçmalıktan başka bir şey değil. Her şeyden önce deli gibi bir hediye dağıtma furyası var. Biz milletçe ne kadar seviyormuşuz hediye vermeyi, maaşallah bize. Kendi seçimleri doğrultusunda bir iki hediye seçiyorlar ve veriyorlar. İyi güzel.

Ama o şartlar yok mu? Hele de bloğuna izleyici olma şartı. Aman Allah'ım nasıl sinir oluyorum bu olaya anlatamam... Ya nedir bu izleyici olma durumu? Bu şekilde binlerce izleyicin olsa ne olur ki? Kime neyi kanıtlarsın? Ego tatmininden başka bir şey değil. Özellikle takip ettiğim birkaç yerli ve yabancı bloglar var ki; hiçbirinin böyle bir endişesi yok. Ama kayda değer bir sürü şey yaptıklarından insanlar zaten onları takip ediyor. Bunun için de izleyici sayıları iki binin, üç binin üzerinde. Hediye dağıtma karşılığı bloğuna izleyici bekleyen herkese sesleniyorum: "yeteeeer, bööööööö geldi artık."

Bir de birbirlerine adsız ve çirkin yorumlar bırakanlar var ki; o daha da iğrenç. Buraya çok klişe şeyler yazmak istemiyorum ama sırf net olmak adına diyorum ki; cesaretin varsa çık karşıma ver adını, sonra eleştirini takır takır söyle. Sıkıyorsa aynen öyle yap. Bana henüz böyle bir yorum gelmedi, ama gelirse bloğumu adsız yorumlara kapatabilirim de.
Aslında bu konuyla ilgili daha çok yazacağım vardı, ama o kadar böö gelmiş ki içime pek bir şey yazmak istemedim.
Bu çiçek en çiçek gibi bloglara gitsin. Kalın sevgiyle, sağlıcakla.

dağ çileği




Şu kadarcık çileğe bir sürü para verdim. Ama reçeli güzel olur, has olur. Toplaması da zordur. Yani hakettiğindendir alışım. Onu bin özenle eve getirişim. Bu tip işlere hevesli garıyım bugünlerde:)) Ama bu havalar da zorlamasa beni...

Buradan anlayacağınız üzere benim bahar sarhoşluğum yerini yaz rehavetine bıraktı. Yani gelen gideni arattı. Toplamalı beni bir araya birisi. Halan aynı şeyleri yazıp duruyorsun derseniz; yok ki benim başka derdim.

 

14 Haziran 2010 Pazartesi

:)) ve :((




Yoktum yine bir zamandır buralarda. Uyuşuk uyuşuk gezmekteyim, sönük sönük bakmaktayım. Evde ki tek enerji gücü Musti. Bize inat deli gibi koşuşturmakta. Dans,gezme tozma,uyuma,yeme içme,kırma dökme her şey Musti'de mevcut. O kadar sarhoş gibiyiz ki; Ronin'de ben de bulduğumuz her yerde uyuklamaktayız.

Halbu ki yeni eve taşınınca kalkacaktı ortadan bunlar. Düzen intizam gelecekti ev ahalisine. Her sabah erken uyanışlar, kendime ayıracağım vakitler, böyle nasıl diyeyim sakin sakin dingin dingin akşam üzeri saatleri. Musti uyuduğunda alacaktım elime dergileri, yanımda kahve oh sakinlik... Evde tık yok. Halan yerleşemedik desem. Halan dünya iş var desem. Evde sadece üç kişi yaşıyoruz ama iki sülale insanın aynı evde yaşadığı evlerdekinden daha çok gailemiz:) var desem. Ama geçecek bu haller biliyorum. Bak bu hafta Ronin'de yokken hazır eve düzeni getirmeli hemen. Uğraşmalı...
 

 
 

30 Nisan 2010 Cuma

Soğuk buhranı üzerine...


Mayıs ayı geldi bizi güneş yerine halan kalorifer ısıtıyor. Dün gece bir belgeselde izledim; adamlar Kuzey kutbuna tur düzenliyorlar. Gidenlerin hepsinde de bir mutluluk.Suratlar acaip muzur gülebiliyor o soğukta. Allah akıl fikir versin diyorum. Sen bütün sene çalış dur tatile git, o da Kuzey Kutbu. Gerçi ben çok sıcağı da sevmem ama geçenlerde Ege'den buraya gelen bir arkadaşımız uçağa binmeden önce denize girdiğini söyleyince kocaman bir haset birikti içimde. Onu düşman bilip denize dökmek istedim.

19 Nisan 2010 Pazartesi

Beklenen lezzet



Sonunda aylardır beklediğim iki meyveden biri nihayet çıktı. Biri çilek, diğeri erik. Maalesef ikisinin de zamanları uzun sürmüyor, keşke aylarca daha bol bol çilek görsem tezgahlarda. Aslında karpuz da listemde her zaman vardır. Ama onun tadıyla çok oynandığını düşünüyorum. Son iki yıldır bal gibi bir dilim karpuz yemedik. Kış meyveleri, çeşit olarak az olduğundan mı yoksa mevsimi hatırlatan karamsarlıklar yüzünden mi bilmem pek tercihim değildir. Ama çilek öyle bir zamanda çıkar ki; tam bahar günleri...Kış geride kalmış...oh...Önümüz yaz...Balkon da oturmak...Evin içinden akşama kadar çıkmayan gün ışığı...

Şimdi pırtlanguçun uyanmasını bekliyorum çileği hüpletmek için. Onsuz boğazımdan geçmedi. Odanın içine bir de güzel güneş vurmuş ki; değme keyfime. Ne hayaller kurarım ben şimdi , ne hayaller... yar yanımda, yaren yanımda...Daha ne olsun be! Sophie'mle oturmuş lakırdı içinde...Daha ne olsun be!

10 Nisan 2010 Cumartesi

depreştikçe depreşen yorgunluk hissiyatı



 Bu bahsini ettiğim ağır yorgunluk bende iyice yer etti. Bedenim kendini ne kadar yorgun hissediyor olsa da beynim tersine bir o kadar dinlenik.

Oturuyorum koltukta, düşünüyorum, hayal ediyorum ama varolamıyorum. Bahar yorgunluğunu bırakıp bir tarafa zıplamalı... bir an önce zıplamalı.

5 Nisan 2010 Pazartesi

güne sığamayan..

 

Tam bugünler işte; ev ahalisi olarak kıçımızın tutmadığı,hepimizin hastalık durumları yaşadığı günler. Aksırma tıksırma..burun sıkıntısı.. bir de bizim oğlanda burun namına bir şey yok..garibim tıkanıyor ama nasıl açacak ki o burnu..
 
Hani biliyorum zaman dediğimiz şey çok çabuk geçiyor ama bugünler de başka türlü akıyor be.. çok çabuk.. İnsanı korkutacak kadar hızlı. Güya günler uzadı..Ama bende şarj kalmadı.. bitti.. finitoooo... Halbuki ne güzel oldu havalar. Çiçekler açmaya başladı, bizim pencereye bile kuşlar daha sık gelir oldu. Musti'm her gün kuş bekliyor camda ..Ona da ayrı üzülüyorum zaten; iyice apartman çocuğu oldu yavrum.
 
Halbuki çimenlere yalın ayak basmalı çocuk dediğin. Ayağı yumuşacık topraklarda gezmeli..Çıkıp oynamalı gönlünce..Sonra öğle vakti olup acıkmalı haliyle.. Gelmeli yanıma..ben ona reçelli ekmek hazırlamalıyım.. Alıp ekmeğini eline koşa koşa gitmeli yine arkadaşlarının yanına.. o kadar da az oyuncağı olmalı ki; kıymet vermeli her birine.. Bir tek misketini bile gözünden kaçırmadan, çocuk telaşıyla koruyup saklamalı kendine.
 
Bu hafta uzun güne sığdıramadığım birkaç kısa iş de yapmadım değil. Balkonun üzerinde geçerken gevşek  kıçını tutamayıp sıçortan kuşun kirlettiği battaniyeyi makinenin yıkamasına yardım ettim mesea  :))  Mustim'le dans ettik biraz da. Ha asıl yorgunluğun tavan yaptığı son gün de dün oldu; yeni eve taşınma sebebiyle evimizde dualar okundu üflendi.. Musti de okundu üflendi.. Her şey bir yanda dursun da en çok pırtlanguçuma yarasın bu dualar inşallah. Allah'ım onu kötüden korusun. O mutlu, sağlıklı ve onurlu bir insan olarak upuzun bir hayat yaşasın da başka bir şey istemem Allah'tan..
 
Bu da benim dua için yaptığım ufak kurabiyeler.. Ronin sana da teşekkür; gecenin bir yarısı mutfağı toplamasan bu kurabiyeleri yapamazdım..sağol beybi boysss.