musti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
musti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2013 Salı

superman...




O niye benim superman'ım biliyor musunuz? 



 
 Çünkü o keyif getirdi bu eve. Ses getirdi. Pozitifin ta kendisi olur zaten. Bazen delişip dövüşsek de,
sesimi son seviyesine kadar çıkartsa da o bu evin

SÜPER ADAMI! 
 
Bir insanın sabahları gülümseyerek değil bayağı gülerek uyanabileceğini, insanın siniri bozukken birden bire kahkaha atabileceğini, uyku uyumadan da yemek yemeden de yaşanabileceğini (!), yeter ki gülmeye niyetin olsun; yüzüne sıçrayan bir damla salçanın bile herkesi o anda kahkahalara boğabileceğini ben ondan öğrendim.
 

 

işte bu yüzden o bu evin superman'i.

 

12 Şubat 2012 Pazar

Muşti'ye korsanlı parti var sırada...

 


Musti'nin doğumgünü için detay isteyen arkadaşlara gelsin sıradaki fotolar... O gece ki karmaşadan çok fazla bir şey
çekemesem de, umarım işinize yarar.

Daha önce de belirttiğim gibi; doğumgünü çocuğunun belirlediği istek doğrultusunda kuru kafalıydı her şey. Siyah pompom şapkalar, keçeden yapılmış korsan gözlükleri, kuru kafalı çubuklu süsler, pamuk şekerli külahlar ve en altta fotoğrafı bulunan özel fotoğraf kartları. Gelen konuklar için ise kapı süsü hazırladım. Kendi istediğim gibi mobilyacıda mdf kestirip, boyayıp vernikledim. Sonra da üzerlerine çiçek ve ahşap harfler yapıştırdım. Umarım detay isteyen arkadaşlara yardımcı olabilmişimdir.
 
Misafirleri de Musti'ye kıyak olsun niyetine siyah giyinince ortalık siyah-beyazdan geçilmez oldu. Evde de bir organizasyon gailesi daha son buldu.  Sonuç: Musti mutlu, anne şen... Sevgiler, hürmetler efenim...
 




 
 

6 Şubat 2012 Pazartesi

muşti "4" yaşında...


Musti doğduğundan beri ilk defa bir doğum gününü hasta olmadan geçirdi. Onun bizi her sene aynı zamanlarda  ziyaret eden "Larenjit" 'i enteresan ki bu sene gelmedi. Bunu sanırım ona yedirdiğim mevsimin tüm sebzelerine ve her sabah bir yudumda aldığı bıldırcın yumurtalarına borçluyum.

Benden aylardır istediği korsan partisini son anda kendisi  kuru kafaya dönüştürünce ortam siyah ve beyazdan geçilmez oldu. Hafiften bir halloween havası yaratsa da Musti'nin beğenisini almak oldukça güzeldi. 

Gelen misafirlerimiz için  kapı süslerini hazırladım. Biraz yorucu da olsa keyifliydi. Partide kullanmak için keçeden korsan gözlükleri ve pompom şapkalar hazırladım. Hiçbirini ayrıntılı çekme fırsatım olmadı maalesef. Bir ara kızlarla fotoğraf çektirmeye o kadar dalmışız ki; sanki tüm bunlar için Musti'nin doğum günü bir bahaneydi. Bu tip bir parti düşündüğünüzde mutlaka fotoğraf için ayrı bir köşe hazırlamanızı öneririm. Hoş ve işe yarar oluyor

Bütün bunları hazırlarken her zaman ki gibi "imdat" kolum, Sophie' me teşekkürü ve minneti bir borç bilirim. Bizi yalnız bırakmayan eşi dostu da yanaklarından öperim... Haa tabii ki Musti'me de kocamaaaannn ve mutlu bir hayat dilerim.
 

2 Şubat 2012 Perşembe

 


Yazmadan geçen uzun zamanları toparlamak zor oluyor bazen. Niye bu kadar ara vermişim, nasıl yazmadan durmuşum bilinmez...

Ama bugün benim oğlum doğdu... Öncesinde ne yaptığımı doğru dürüst hatırlamadığım, her şeyin onunla başka başka yaşandığı, canımın içimin ötesi evladım...

İyi ki doğdun...

2 Ocak 2012 Pazartesi

şerefe...

 


 Senenin ilk fotoğrafı; 

Sinirlendiğimde bana içimden 10'a kadar saydırabilen ilk adama...

Cüssesi küçük, aklı büyük, dili papuç evladıma gelsin...

16 Aralık 2011 Cuma

cingılbesss 2011...

 

Bu sene kimsede göremediğim cingılbes ruhunu yine Musti' nin enerjisi unutturuyor. Seviyorum onun bu hallerini... Yorulsam da, uyku istek nöbetlerim gün be gün artsa da onu en çok bu haliyle seviyoruz biz. 
 
Şimdi aklına gelen herkese yeni yıl kartları yapıyor, Noel Baba' yı çok önemsiyor ve onun geyiklerinin keçi olduğunu düşünüyor.

22 Kasım 2011 Salı

Şşşt! Sessiz Olun, Bu Evde Artık Saatinde Uyuyan Biri Var...





Başlık anlatıyor aslında her şeyi. 

Tahtaya vurun siz yine de, bizim ki pek bir disiplin etti eyledi uyku işini...

18 Haziran 2011 Cumartesi

limon...

 

 
Limon tadında şu aralar Mustiy'le ilişkimiz. Yanlış alaşılmasın lütfen; pek bir severim limonu. Ev limon koksun diye markete her gittiğimde bir kasa alışım sebepsiz değidir.

Musti' min de bilirim o gün beni ekşiteceğini. Sabah iyi kalkmadıysa yandık demektir. O gün her şeyi üzerine limon sıkılmış gibi yiyeceğiz demektir. Anne olmak ne güzel... Ne tuhaf...


Ekşiliğini alana kadar sana kokusunu vermesi, yüzünü buruşturmadan rengiyle seni ele geçirmesi ne güzel. Musti kadar bir limonu, limon aromasında bir Musti'yi düşünmek ne güzel.
 

16 Haziran 2011 Perşembe

"şeker, yumurta derken kek tarifi gibi oldu, demi?"



Dün Musti'ye arkadaş geldi. Bir bebekken görmüşlerdi birbirlerini. 
Sanki yıl değil de yıllaaaarrrr... geçmiş gibi. 
Doğal olarak hatırlayamadılar. Yine de kaynaştılar. Yani şöyle ifade edeyim efendim, eğer;

-çocuklar kendi kendilerine beş dakika, on dakika oynayabiliyorlarsa,

-misafir çocuk "anneee gidelim" diye çırlamıyorsa,

-ev sahibi çocuk bir köşeye çekilip olanı biteni donuk donuk izlemiyorsa,

-annelerden "yapma oğlum, dur oğlum" yerine kahkaha nidaları yükseliyorsa,

-bütün bunların üzerine bir de bir fincan kahve içilebiliyorsa...

&kaynaşmışlar& demektir.
 




Bu da bizim artık klasikleşen geleneksel bebek karşılama etkinliğimiz :))
Yumurta kadar bereketli, şeker kadar tatlı ve pamuk gibi beyaz saçları olana dek bir ömür temennisiyle...

"yumurta, şeker ve pamuk" üçlüsü.
 

14 Haziran 2011 Salı

 

Bende olanı tümüyle alıp, bana yine fazlasıyla geri veren en büyük enerji kaynağım... 
 
Bizim evde o olmasa, Ronin de ben de eminim mal mal oturup kalırdık.

İyi ki varsın be Musti'm. İyi ki doğurmuşum :))

20 Mayıs 2011 Cuma

"o beni piyenses sanıyor"


Gelinlik giyen herkesi prenses sanıyor. Televizyonda her gelin

gördüğünde gidip benim fotoğraflarıma bakıyor;

-" anne piyenses... bak annecim piyenses olmuşsun" diyor.


Sanki az önce kızdığım çocuk değil. Gözümün içine baka baka bir

bardak çayı döktü diye beni tepindiren,

şu anda bana vicdan yaptıran çocuk değil.
 

12 Nisan 2011 Salı

başlıksız...


Musti'nin artık veda etmek zorunda olduğu kıyafetlerini beraber paketledik onunla. Bir başka bebeğe kısmet olması dileğiyle. Her birini heves edip tek tek giymek istedi. Bazılarına tek bir kolu bile girmedi. Zaman ne çabuk çarçabuk geçiyor. Hangi ara büyüdü bu kadar, nasıl da küçükmüş o zamanlar... İnanılmaz.

 
İnsan hemen unutuyor; dün yediği içtiğini, bir sene önce ki kendini ve nihayetinde o evladın en küçük halini. Ufacıkdı... Hem de çok ufak. Şimdi ise büyüyor. Onunla birlikte bizden istediği "zaman" da büyüyor. Ne kadar çok istesem de bir kardeşi olmasını...

 
Iııhh... Alamadım göze ben. Alamayacağım galiba. Önceden esip gürlemek kolaydı. Bilmeden atıp tutmak kolaydı. Ama şimdi ona yetmeyen bir anne var bende. Ona yetişmeye çalışan, arkasında nefesi tıkanıp kalan...

Onun içindir ki; cesaretimi başka yerlere ve zamanlara saklamam. Belki kardeşi olmadığı için kaybedeceği onca an var. Ama birlikte kazanacağımız anları düşünerek hayal ettiğim bir Musti'yle annesi var.
 

8 Nisan 2011 Cuma

araba mevzusunu hoş bir yere bağlamış, itiraf ediyorum!

 


Anlamıyorum.. bir çocuk bunca renkle, cafcaflı şeylerle neden ilgilenmez? Onun yerine ben dolduruyorum resim defterini. Boyama kitapları gayet intizamlı bir şekilde bitirildi. Bilin bakalım kim boyadı içlerini? Hele onunla oyuncakçıya girdiğimizde ne renkli şeyler çekiyor canım. Ama o günde hepimizle birer kere de girse oraya hep aynı şeyi alır. Ve yine hep aynı şeyi alır.

Çocuk araba oynuyor. Sadece araba. Her şeyi arabaya dönüştürüyor. Dolmuş şöförlerini bir kesmiş ki; bisikletinin koluna -tıpkı şöförlerin de vitese taktığı gibi- tesbih takıyor. Evde ki elektrik süpürgesini bisikletin önüne getiriyor ki; trafik varmış. Süpürgeyi çektim ki oynasın.. Kırk yaşıma kadar da düşünsem, üç yaşındaki çocuğun aklına gelen benim aklıma gelmezdi;

- Oğlum dur, o süpürgeyi çekeyim de rahat oyna.

- Anneee.. alma..of..yeşil yanmadıi.. yol kapali..kapali

1 Nisan 2011 Cuma

hediye...



Tanrı'nın bana verdiği en güzel armağanlardan biri bu
 
"somun ayaklar"
 

13 Mart 2011 Pazar

kötü şeyler gibi iyi şeyler de üst üste gelir demi...



Offf ne kadar zaman olmuş yazmayalı. Tabii ben buralarda yokken bir blog kapanma davası da başlamış. Henüz meseleyi tam olarak bilmiyorum. Ama bu ülkede ki her şeyi paralı sisteme çevirecekler orası belli de; sırada bloglar mı var? Neyse ...

Bilmiyorum sizde günler nasıl geçiyor? Bizde çok hızlı ve bol hastalıklı. Keçi meçi... geçmiyor işte bu manyak hastalık. Öyle "grip" manyağını küçümseyen gelsin bizzat benim yanımda konuşsun. Bütün beyin hücrelerimi teslim etmek üzereyim. Pozitif tek bir nefes almadığım gün bile var. İnsanın neresi acıyorsa canı ordaymışya; benimki de belki o hesap.




İsterdim ki uzun zaman sonra ki yazım hastalıkla başlamasın. Ama iyileşemedim ben... İyileşemedi Musti... Hele ki onun bizi senede bir ziyaret eden arkadaşı var; larenjit. Hani üç senedir kendisine alıştık. Her yıl şubat ayında bir kere gelir, tüm enerjimizi alır giderdi. Bundan önce böyleydi. Bu sene Musti önce larenjit oldu. Sonra kullandığı antibiyotik alerji yaptı, yüzü kendi deyimiyle kıymızı oldu. Sonra üst solunum enfeksiyonu gözüne vurdu. Dün sabah tek gözü kapalı uyandı. Öğlene doğru doktor açtı. Akşama iyileşti. Şu anda vücudunda aklı kötülüğe işleyen bir hücresi varmıdır bilmem. Ama şimdilik sakiniz.

Artık bitsin kış. Bitsin hastalıklar. Gelsin ılık günler. İnsana verdiği pozitif duygudan mütevellit hani ne yapacağına karar verememe. Yarı sarhoş yarı ayık gezme... Gelsin ya o günler gelsin. Musti'nin geçen sene şu ayak bastığı kumlar gibi sıcak olsun... Fotoğrafların içinizi ısıtması dileğiyle, saygılar ve sevgiler efenim.

25 Aralık 2010 Cumartesi

avsak savsak oldum ben!



Bir avsak savsağım bugünlerde. Ne kendimi başkalarının eylemlerine dahil edebiliyorum, ne de ben sonuna kadar giden bir plan yapabiliyorum. Evdekilere ölü balık gibi bakıyorum. Televizyon en nefret ettiğim elektrikli eşya şu anda evde. Türk dizilerine tahammülüm kalmadı. Amerikan özenti hakkımızı dizilerinden yana kullanmaktayız. Hiç değilse senaryoları var. Demi ama yani.

2011'den ilk beklentim; üzerimde ki uyuşukluğun kalkması. Birilerinin bana "eli kolu kalkmaz" büyüsü yaptığını düşünmeyecek kadar zıpgın olmam. Zıpgın gibi, fişek gibi bir bahar bekliyoruz 2011'den. Hem de maailece. Çünkü benim bu avsak savsak durumumdan herkese fenalık gelmiş durumda.



Musti desen yine aleminde. Bayılıyorum onun o kimseyi ve hiçbir şeyi takmayan haline. Kendine güvenine. Canı ne isterse onu yapıyor. İzin vermediğimiz şeyleri ev içinde gizlice bulduğu köşelerde yaşıyor. Ufacık tefecikya; her yere sığıyor. Bizim evin miniatürk'ü o. Her seferinde aç, içinde değişik bir şey bulursun mutlaka.

Ayrıca yemek dışında ne versek yiyor da. Meyve, fındık fıstık, abur cubur... O gün ev dışında bir yerlerdeyse hele tamamen foseptik çukuru kıvamında geziyor. Yavaş yavaş karın ağrısını da keşfetmeye başladı ki; züpper boy yine o!

Ben yanımda birinin ses çıkararak bir şeyler yemesine tahamül edemem. Bunun için cinayet bile işleyebilirim. Ama onun bir tatlı badem yemesi var. Sesli sesli, şapırdata şapırdata. Ona da o kadar bayılıyorum. Yavaş yavaş klasik bir erkek annesi oluyorum galiba. Biri beni tutsun. Oğlumdur; ne yapsa yeridir kıvamındayım.

17 Aralık 2010 Cuma

şiir gibi oldu bu yazı


Ta kendisi oluyorum ben;

Kabartma tozunu gözlerine bile bile patlatan,
Her açmısın diye sorduğumda "ıııh" rutinini bize yaşatan, 
Ayağına giydirdiğim çorabı füze hızıyla fırlatan,

"Anne haydii" dediğinde "hayır oğlum, şimdi işimiz var" dediysem bunu anında krize dönüştüren,

Azıcık bir şey izlemeye daldığımızda, onu unuttuğumuzu düşünüp gidip cart diye televizyonu kapatan,

Hoşuma gidiyor diye "hadi oğlum anneciğim de bir kez daha" dediğimde inadına şımaran,

Bize her kızdığında evdeki takımları bir bir bozan, kıran

Uykunun dibine düşmüşken uyumamak için çığırtkanlıkta desibel rekoru kıran,

Gün içinde en az bir kez tırlatmadan senin yatağa yatmamanı sağlayan,

"arabalarını topla" dediğimde, bir kez olsun toplayarak bana evde sözümün dinlendiği gururunu daha hiç yaşatmamış olan,

İstediği müzik değilse, o anda çalan güzel şeyi burnumdan, kulağımdan getiren,

o çocuğun annesi oluyorum ben. Ta kendisi.

Şu listeyi istesem daha da uzatmamı mümkün kılan, ama!

İşte bana bu ama'yı da dedirten bir çocuğun annesiyim de. Baktığım her çocukta Musti'yi görmemi sağlayan, koca koca adamlarda bana onu hayal etttiren evladın annesiyim.
 

19 Ağustos 2010 Perşembe

sıkıcı bir yazı oldu bu yazı şimdi...


Musti'nin inadına münhazır pek bir mayhoşum bugünlerde. Ronin'le ikimizin kafası daha da çok yorulacak bu konuya,orası belli. Ne yapmalı bilmem. Elime alıp da bir tane çocuk gelişimi zımbırtısı okuyasım yok. Konuya ilişkin yazılar güncellendi zaten tarafımdan . Ama yok... Sanki hiçbiri bizim oğlanı anlatmamış gibi. Bir iki satır okuyorum; ha tamam bizim ki de öyle derken tam sonraki satırda ayrılıyoruz yine velet biliminden.

Bundan iki yıl önce başıma gelirse "neyaparım" dediğim çok şey başıma gelmedi. Uyku sorunu olmadı, daha bir kere gazını çıkardığımızı hatırlamam. En korktuğum tuvalet eğitimi bir günde yol aldı. dı...dı...dı...

Peki ya o banyo kabusu ne? Çırım çırım ötmeler, komşuların "siz ne zaman banyodasınız hep duyuyoruz" demeleri... Kendilerince beni teselli edecek cümle kurmaları... Tanıdıklarından muhtemel örnekler vermeleri...

O kadar mı sesimiz çırlıyor?

Çocuklarda en güldüğüm, anne babaları en suçladığım şeyin benim de başıma gelmesi? Sokakta yere oturması... Yine çır çır çırlaması... Hatta bana vurması... Çektiği saçımdan düşen tokayı arkamızda ki beyefendinin bana vermesi...

Gözümün önünde tabağı çanağı kırması, telefonu parçalanana kadar atması, hatta son günlerde bana "of"laması... Bütün bunlar ne?

Her şeyi geç git, en kötüsü yemek yememesi. İşte en çıldırdığım an. Anne olarak hamileliğim dahil üç buçuk senedir bildiğim tüm ezberlerin unutulduğu an. O andan itibaren çır çır ötme sırası bende.

Ama ben anladım. Bizim Musti, kendisine büyük adammış gibi davranılsın istiyor.Öyle bebekle konuşur gibi, mıc muc diyalogları sevmiyor. Yaşıtınmış gibi konuşacaksın, koca bir herife der gibi diyeceksin ona da her şeyi. Adam böyle istiyor ne yapalım.

15 Ağustos 2010 Pazar

Musti'nin objektifinden


Vallahi büyüyor Musti'm. Dün akşam dışarı çıkmak için hazırlanıyorum; gelmiş yanıma bir de hoş bakarak "annee... nereeııı" demez mi. Yavrum benim dönmüyor daha dili birçok şeye. Ama böyle bile nasıl tatlı. Böyle bile züper boy!

İşte ondandır hep içime atasım var onu. İçimde bir yerde yaşasın istiyorum. Kimse onu incitmesin, o da kimseyi incitmeyi bilmesin. Hiç kirlenmesin, temiz tertemiz kalsın.

Ama büyüyor işte. Artık her şeyi kendi yapmak istiyor. Dolayısıyla döküyor saçıyor, atıyor kırıyor. Bütün bunlar bende yorgunluk+sinir yaratıyor gibi dursa da kendi içimde böbürlenmiyor değilim. Bu benim çocuğum ya, var mı ötesi?
 
not: foto tamamen muşti 'nin objektifindendir efenim...

10 Ağustos 2010 Salı

yedi yaşındaki çocuğa kafa atıp onu yere düşüren iki yaşındaki çocuğun annesi gurur mu duymalı, yoksa utanç mı?



Baktım Musti çip çip bakıyor. Kafa atmış iki çocuğa da. "hakettiler ama" diyor dedesi. Siz gidin iki kardeş oyuncağınızı eve saklayın, gelin Musti'ninkini elinden zorla alın. Bak bak çocuk kötülüğü de böyle oluyor demek ki.

İyi güzel de ben nasıl tepki vermeliyim çocuğa. İçimden iyi yapmış diyorum. Ben de birisi telefonunu eve saklayıp,gelip benim telefonumu elimden zorla alsa deli olurum. Bilemem o anda neler yapabilirim. Ama çocuğumun içinde yetişmesi muhtemel şiddet duygusunu da bertaraf etmeli bir an önce.

Gidip gelirken bir iki duygu arasında ben, Ronin de gurur duymuş oğluyla. Peh peh... Acaba o çocuğun annesi ne demiştir çocuklarına? Kızmışmıdır? Kızdıysa yaptıkları hinlik için mi kızmıştır? Yoksa iki yaşındaki çocuktan kafa yiyip yere düştükleri içi nmi? Belki heberi bile yoktur.

Üzüldüm Musti'yi kavga kelimesinin içinde düşünürken...

En son şöyle dedik kendisine; biri sana vurursa sen de ona vur, dayak yeme illaki. Ama kimse sana vurmazken elini yarım açı bile kaldırma... Hiçbir zaman ilk vuran sen olma!

Anladıysa...