27 Ekim 2011 Perşembe

"beren sare"...


 
Gerçekleştirilmeyi bekleyen projeler ve başka koşuşturmacalar sebebiyle mitos bölünme yaşıyorum. Ülkenin zalim olayları bize her güzel şeyi unutturmak için birbirleriyle yarışsa da insan yine de tebessüm ettirecek en ufak bir ayrıntıya bile  inanmak, sarılmak istiyor.

 
Kim bilir belki de "Beren Sare" nin dünyaya gelişi bile bunun içindir. Sevdikleriyle upuzun, mutlu ve onurlu bir yaşam sürmesi dileğiyle...

9 Eylül 2011 Cuma

Sarı bir" waffle" partisi


Aralıklı süren waffle istek nöbetlerime bir nokta koymak amacıyla kızlarla bir waffle gecesi yapalım dedik. İyi ki de yapmışız. Çok ama gerçekten çok eğlendik. Waffle makinesinin renginden yola çıkarak parti   &sarı& olsun dedik. Herkes de sarı bir şeyler giyerek ya da takarak gelince çok daha hoş oldu. 

 
Geceyi bir tek waffle yiyerek geçirmeyelim, başka ne yapabiliriz derken iyi bir oyun buldum. Aslında baby shower partilerinde oynanan bir hediye kapmaca oyunu. Ev sahibinin yarışmaya katılması etik unsurlar taşımadığından :) ben hariç sekiz kız arasında oynandı. Oyun için beş tane irili ufaklı :) hediye paketi ve bir zar gerekiyor. On beş dakika süre içinde zarla altı atarak ortadan istediğin bir hediyeyi kapıyorsun. Hediyeler bitip de, süre devam ettiğinde oyunun asıl eğlenceli kısmı başlıyor. Altı atan istediği kişinin hediyesini alıyor. Böyle böyle devam ederken süre bittiğinde hediyeler kimde kalırsa onlar mutlu, ev sahibi mutlu.
 

Tabii bizim hediyelerde özellikle iki büyük paket kapışıldı. Görünüşe aldanmayın dediysem de iki koca paket elden ele dolaştı. Sonunda büyük paketlerden birinde tuvalet kağıdı, diğerinde de bir kilo patates olduğunu gördüklerinde hepsi çok tatlıydı.
 
 
Bütün bunları hazırlarken yardımlarını her zaman olduğu gibi hiç esirgemeyen Sophie'ye, waffle ustamız Selin'ciğime, ona yardım eden diğer parti mensuplarına :)) ve "hayattan sadece keyif alsak" dileğimi güçlendiren bütün kızlara sonsuz teşekkür.
 

5 Eylül 2011 Pazartesi

bir kaçış daha...


 
Tatil dönüşü mahmurluk, henüz adapte olamama.  Pek bir sevindirik...  Yorgunlukla dinleniklik  arasında ki  ince  çizgide  kanepede  uzanma.  Denizin  olduğu  her yer güzel.  Her yer (...)
 
Son anda Musti'yi de tatile  dahil  etmiş  olmanın  verdiği  tatlı (!) pişmanlık...  Ama  onun  bile büyüdüğünü  görmek...  Bize  ayak  uyduruşunu,  bizim  gibi  yaşadığını  görüp  duygulanma... Bizim  çekirdek  aile  olayından  çıkıp,  üçlü  bir  ev  arkadaşı  tadında  yaşayışımız...
 


 
Çarşısının  her  yerinden  denize  ulaşabilme,  tatilin  ilk  iki  gününde  rahatsızlanıp  sonra iyileşmem...  

Vedat Milor'u  kıskandıracak  kadar  lezzetli  balıkları  mideye  indirmem...  Keyifte  tavan  yaptıran  ufak  sürprizler... 
Yürünen  onca  yol... 

 Şehir  içinde  trafik  ışığının neden  olmadığına  anlam  verememe...
 
Sonunda "evim evim güzel evim" diyebilme...
 

28 Ağustos 2011 Pazar

gelecek - geçmiş = şimdiki zaman


 
Gelecekten geçmişi çıkarırsan "şimdiki zaman" kalır.
 
(Son zamanlarda çok severek okuduğum "Kinyas ve Kayra"dan)
 
Şimdiki zamanı benden kat be kat daha iyi yaşamayı bilen Musti'den feyz alarak bayramda da kaçıyoruz bu şehirden. Darısı daha nice kaçmayı bekleyen zamanlarımın başına.

24 Temmuz 2011 Pazar

durum raporu

 

- Son zamanlarda artan ağrılar sonucu endoskopi yapılması gerekli görülmüş neticesinde "gastrit" bulgusuna rastlanmıştır.

- Bununla birlikte sebep denilen "şey" in stres ve yemek düzensizliklerinden oluştuğu hastaya söylenmiştir.

- Hasta bu durumun "stres" denilen kısmına oldukça şaşırmış, kendisine "ay ne de gamsızsın.. rahatsın" diyenlere kapak olmasını dilemiştir.

- Yine de midede ki suyu acıya çeviren ne varsa, kim varsa hiçbir dosta ve anıya gücenilmemiş, "nazardır oldu geçti oh şükür" denilerek Tanrı'ya şükredilmiştir.

- Ancak hasta kendince hava değişikliğine lüzum görmüş, bir süre toz olmaya karar vermiştir.
- İş bu ki; sonuç olarak anne memleketine doğru yolculuk başlamıştır. Orada ki farklı herhangi bir şeyin mideye, beyne, kalbe iyi geleceğine kanaat getirilmiştir.

21 Temmuz 2011 Perşembe

sadece hayal...

 


Şöyle hafiften çiselese yağmur... Ben huzura nazır, keyif manzaralı balkonumda otursam... Sevdiklerim yanımda... Musti hep tatlı... 

Yamuk yumuk da olsa dikiş diksem. Yesek, içsek, gülüp oynasak... 

Bir de ölüm olmasa...
 

19 Temmuz 2011 Salı

"Çilekli Milkshake"


 
Çileğin mevsimi bitmek üzere. Geç kalınmış bir tarif gibi dursa da 

siz bir yere mutlaka not edin, mutlaka bir gün deneyin. 

Sevgiler, saygılar efenim.
 


10 Temmuz 2011 Pazar

"minik lokmalar"

 
 
 
Bu küçük lokmacıkları tamamen doğaçlama hazırladım. Markette Sophie' ciğimle gezinirken dikkatimizi çekti. 
 
Bundan kesin hoş bir şeyler olur dedik ve bir paket aldık. Üzerinde ki resimlerde salata, tatlı gibi şeylerden koyup, öyle servise sunmuşlar. Ben de içlerine fındık ezmesi koydum. 
 
Akabinde de bitter çikolata ve krema ikilisi. Hem görünüm hem de tat olarak çok hoş oldular.
 
 

9 Temmuz 2011 Cumartesi

cath kidston



Geçenlerde Cath Kidston'dan ufacık bir dergicik göndermişler. Ama neler var içinde neler...

Her şey rengarenk. Çiçekli böcekli. İnsana sanki "kış" mevsimini yaşatmamak için varlar hepsi.Şu altta duran bebek badileri bile doğurma hissiyatını veriyor adama :)...




Yalnız bir şeyi çok merak ediyorum; bizim banyolarımız niye bu ecnebi banyolarına hiç benzemiyor?
Hep aydınlık, ferah ferah. Kocaman camları, çiçekli perdeleri var. Bir de şu ayaklı küvetler yokmu? Bayılıyorum. 
 
Bizde ise kat boşluğu denen yere bakar banyolar.
Onun için de hep karanlık :(
 

19 Haziran 2011 Pazar

"Tahinli Çıtır"

 


Son zamanlarda en sık yaptığım tariflerden biri. Blog aleminde uzun zaman önce yerini almış olmasına karşın ben daha yeni karşılaştım. 

Birkaç yerde ki tariften kendimce bir tarif uydurup, ona göre yapınca gayet hoş oldu. 
Burada tavsiye etmediğim hiçbir tarifi yayınlamıyorum. Bunu da kesinlikle tavsiye ederim efenim.

 

 

18 Haziran 2011 Cumartesi

limon...

 

 
Limon tadında şu aralar Mustiy'le ilişkimiz. Yanlış alaşılmasın lütfen; pek bir severim limonu. Ev limon koksun diye markete her gittiğimde bir kasa alışım sebepsiz değidir.

Musti' min de bilirim o gün beni ekşiteceğini. Sabah iyi kalkmadıysa yandık demektir. O gün her şeyi üzerine limon sıkılmış gibi yiyeceğiz demektir. Anne olmak ne güzel... Ne tuhaf...


Ekşiliğini alana kadar sana kokusunu vermesi, yüzünü buruşturmadan rengiyle seni ele geçirmesi ne güzel. Musti kadar bir limonu, limon aromasında bir Musti'yi düşünmek ne güzel.
 

16 Haziran 2011 Perşembe

"şeker, yumurta derken kek tarifi gibi oldu, demi?"



Dün Musti'ye arkadaş geldi. Bir bebekken görmüşlerdi birbirlerini. 
Sanki yıl değil de yıllaaaarrrr... geçmiş gibi. 
Doğal olarak hatırlayamadılar. Yine de kaynaştılar. Yani şöyle ifade edeyim efendim, eğer;

-çocuklar kendi kendilerine beş dakika, on dakika oynayabiliyorlarsa,

-misafir çocuk "anneee gidelim" diye çırlamıyorsa,

-ev sahibi çocuk bir köşeye çekilip olanı biteni donuk donuk izlemiyorsa,

-annelerden "yapma oğlum, dur oğlum" yerine kahkaha nidaları yükseliyorsa,

-bütün bunların üzerine bir de bir fincan kahve içilebiliyorsa...

&kaynaşmışlar& demektir.
 




Bu da bizim artık klasikleşen geleneksel bebek karşılama etkinliğimiz :))
Yumurta kadar bereketli, şeker kadar tatlı ve pamuk gibi beyaz saçları olana dek bir ömür temennisiyle...

"yumurta, şeker ve pamuk" üçlüsü.
 

15 Haziran 2011 Çarşamba

vallahi yaptım...

 

 Olur mu olmaz mı derken oldu ve ben peynir yaptım. Yehuuu... Bir süredir düzenli olarak yapmakta ve Musti'ye yedirmekteyim.
Hiç başka el değmeden, işlenmeden hemen mideye.
Yeterince doğal mı? Aslında değil. 
Çünkü artık hayvancağızlara öyle tuhaf yemler yediriyorlar ki. Hatta otunu çimini yedikleri bahçeler bile ilaçlı.
Buna rağmen markette ki peynirden kat be kat
sağlıklı diye düşünüyorum.
 

Büyük bir kavanoz dolusu yoğurttan Musti'nin yumruğu kadar peynir ancak çıkıyor. Bize "peynir" diye yedirdikleri
şeyi varın siz düşünün.


14 Haziran 2011 Salı



Şu yazımı yayınladıktan hemen sonra TRT'de "Leyla ile Mecnun" dan geçilmez oldu. Günü değişti, sanki daha bir erken başladı. Bu akşam da tekrarı vardı. Yine tavan yaptı gönlümüzde. Pek bir mesuduz; dizimiz oldukça.

Hele bu hafta izlediğim en güzel bölümdü. Çok tatlıydılar çok. Kimsenin kendini öne, daha da öne atma manyaklığı olmadığı için aralarında çok güzel paslaşarak oynadılar.


(Bu arada TRT gerçekten sesimi duymuş olabilir mi????)
 
 

Bende olanı tümüyle alıp, bana yine fazlasıyla geri veren en büyük enerji kaynağım... 
 
Bizim evde o olmasa, Ronin de ben de eminim mal mal oturup kalırdık.

İyi ki varsın be Musti'm. İyi ki doğurmuşum :))

13 Haziran 2011 Pazartesi

...


Yaklaşık bir ay önce Musti'ye almıştım bu domates fidelerini. Ufaktan ufaktan sorumluluk denen duyguyu bilsin diye. 
Sulanmasını pek bir unuttuysa da, balkonda her gördüğünde "benim domateslerim" demeyi bırakmadı. 
Bugün de baktık; birkaç tane domatesimiz olmuş...
 


 Musti, büyük bir mutlulukla topladı olanları.
Hepi topu altı tanecik. 
Yine de çok hoş bir duygu; insanın kendi yetiştirdiği bir şeyin karşılığını alması. Bu domates bile olsa...

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Bir maruzatım olacak...



Şu zamanlarda ailecek oturup izlediğimiz, izlediğimizin üzerine en az bir saat geyik yaptığımız, keyif aldığımız ve gerçekten keyif aldığımız tek dizi olan Leyla İle Mecnun'un daha erken saate çekilmesini, uykuya yenik düşmemeyi arz ederim.

Sevgiler, saygılar bizden olsun.

welcome spring (ciğim)



İlkbahar geldi mi yoksa dediğimiz tarih gün itibariyle Mayıs'ın yirmibeşi. Yani yaz aylarına girmeye ramak var, ama havalar inanılmazdı bu sene.

Umarım bu kadar soğuktan sonra bize kışı aratmayacak bir yaz geliyordur. Havaların güzel olduğu günlerde keyfim yerinde olduğuna göre...

23 Mayıs 2011 Pazartesi

acaba diyorum...




Bir haftasonu da

yavaş,

dinlendirici

ve daha az yorucu geçemez mi?
 

20 Mayıs 2011 Cuma

"o beni piyenses sanıyor"


Gelinlik giyen herkesi prenses sanıyor. Televizyonda her gelin

gördüğünde gidip benim fotoğraflarıma bakıyor;

-" anne piyenses... bak annecim piyenses olmuşsun" diyor.


Sanki az önce kızdığım çocuk değil. Gözümün içine baka baka bir

bardak çayı döktü diye beni tepindiren,

şu anda bana vicdan yaptıran çocuk değil.
 

18 Mayıs 2011 Çarşamba

"ilkbahar poğaçası " koydum ben onun adını...


 
Bize bahar geldi sevincini yaşatıp, ardından hemen yine yağmurları getiren bu havalara inat "ilkbahar poğaçası" koydum ben adını.

Tamamen doğaçlama olmalarına karşın, gayet lezzetliydiler. İkinci kez denedim ve tavsiye ederim.
 

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Çakma Brownie


Ben demiştim havalar azıcık güzel gitsin, ben mutfaktan çıkmam diye. Bu kekin tarifi bana nereden geldi hatırlamıyorum. Birkaç yıl önce de denemiştim. Sonuç gayet başarılı. 
 
Adına "çakma" yı ben ekledim, çünkü öyle bitteri, çikolatası falan yok içinde. Tavsiye ederim. Tarif ise aşağıda. 
 
Sevgiler, afiyetler efenim.

15 Mayıs 2011 Pazar

"yumyum"

 

Musti'ye yumurtayı bir hafta daha kakalayabilmenin yolu sanırım :)) Bu arada havalar düzelmeye mi başladı ne? Ne hoş... Ne hoş... 

Artık gece hava durumunu öğrenmeden yatmıyorum inanın. Günde en az iki kere de internetten bakıyorum. Bu hafta için buralarda güneş gördük, inanamadık. 

Karanlık havalar az daha devam ederse sanırım antidepresan durumlarına dalış olacak. Bir tek ben değilim de mi böyle olan? 

5 Mayıs 2011 Perşembe

"yokum" diyorum...

 
Yok... Ne buraya yazasım, ne de iki adım öteye gidesim. Havalardan mütevellit kendimden bile uzak durasım var. Tam ısındı hava derken bu ne şimdi ya? Bu yağmur, bu çamur & vs... 

Her şey güzele dönene kadar, havalar ısınana kadar uzak durulsun benden...
 

27 Nisan 2011 Çarşamba

"yaş 30"



 
Şuraya "yaş 29 " diye yazdığım yazı daha dün gibi. Zamanın hızı beni nasıl da korkutuyor. Neyi hangi araya sığdıracağımı bilemeden yaşamak, yaşlanmak değil elbette hayalim.

Yaşım otuz oldu ve ben bu duruma alışmak istemiyorum. Daha yapmak istediğim o kadar çok yemek ve gezmek istediğim o kadar çok yer var ki... Tanımayı hayal ettiğim birkaç insan, beni heyecanlandıran bir iki hayalim var. Şimdi otuzum, yarın hemen kırk olacağım gibi. O arada hiçbir şey sanki yaşanmayacak gibi.

 
Belki de bunun için hem unutmak hem de kutlanmak istedim bu sene. Her bir korkum unutturmak istediyse de bana bugünü... Yine de mutlu oldum, şımartıldım. Sophie' ciğimin bu yazısı ve Ronin'in bu güzel çiçekleri su serpti yüreğime. Beni mutlu eden arkadaşlarım ve ailem olduğu için yine kıpırdayacağıma inandım.
 

15 Nisan 2011 Cuma

"kırmızılar bana kardeş"


Zaman zaman terk etmiş gibi dursam da; 

"kırmızı benim en arkadaş rengimdir" 

Severim, isterim. Nerede görsem elime takılır kalır.

Başka bir rengine değiştiğim pek az sefer olmuştur.

12 Nisan 2011 Salı

başlıksız...


Musti'nin artık veda etmek zorunda olduğu kıyafetlerini beraber paketledik onunla. Bir başka bebeğe kısmet olması dileğiyle. Her birini heves edip tek tek giymek istedi. Bazılarına tek bir kolu bile girmedi. Zaman ne çabuk çarçabuk geçiyor. Hangi ara büyüdü bu kadar, nasıl da küçükmüş o zamanlar... İnanılmaz.

 
İnsan hemen unutuyor; dün yediği içtiğini, bir sene önce ki kendini ve nihayetinde o evladın en küçük halini. Ufacıkdı... Hem de çok ufak. Şimdi ise büyüyor. Onunla birlikte bizden istediği "zaman" da büyüyor. Ne kadar çok istesem de bir kardeşi olmasını...

 
Iııhh... Alamadım göze ben. Alamayacağım galiba. Önceden esip gürlemek kolaydı. Bilmeden atıp tutmak kolaydı. Ama şimdi ona yetmeyen bir anne var bende. Ona yetişmeye çalışan, arkasında nefesi tıkanıp kalan...

Onun içindir ki; cesaretimi başka yerlere ve zamanlara saklamam. Belki kardeşi olmadığı için kaybedeceği onca an var. Ama birlikte kazanacağımız anları düşünerek hayal ettiğim bir Musti'yle annesi var.
 

11 Nisan 2011 Pazartesi

İrmikli Ve Kahveli Muffin




 
İlkbaharı anımsatan güzel bir günde kafadan uydurup yaptım bu keki. Son bir tane kalmış ben fotoğrafını çekene kadar.
 
Kahveli tatları seviyorsanız tavsiye edilir. 
 
Sevgiler, saygılar efenim...

8 Nisan 2011 Cuma

araba mevzusunu hoş bir yere bağlamış, itiraf ediyorum!

 


Anlamıyorum.. bir çocuk bunca renkle, cafcaflı şeylerle neden ilgilenmez? Onun yerine ben dolduruyorum resim defterini. Boyama kitapları gayet intizamlı bir şekilde bitirildi. Bilin bakalım kim boyadı içlerini? Hele onunla oyuncakçıya girdiğimizde ne renkli şeyler çekiyor canım. Ama o günde hepimizle birer kere de girse oraya hep aynı şeyi alır. Ve yine hep aynı şeyi alır.

Çocuk araba oynuyor. Sadece araba. Her şeyi arabaya dönüştürüyor. Dolmuş şöförlerini bir kesmiş ki; bisikletinin koluna -tıpkı şöförlerin de vitese taktığı gibi- tesbih takıyor. Evde ki elektrik süpürgesini bisikletin önüne getiriyor ki; trafik varmış. Süpürgeyi çektim ki oynasın.. Kırk yaşıma kadar da düşünsem, üç yaşındaki çocuğun aklına gelen benim aklıma gelmezdi;

- Oğlum dur, o süpürgeyi çekeyim de rahat oyna.

- Anneee.. alma..of..yeşil yanmadıi.. yol kapali..kapali

5 Nisan 2011 Salı

sakin...




Şu anda birbirine en ufak alakalarla bile bağlanamayacak kaç çeşit şarkı dinliyorum. Hepsini de sevebiliyorum. Çünkü içim kıpır kıpır. İklime inat hoşum yine. Sakin... sakiinn olmanın müthiş ötesi bir duygu olduğunu biliyorum. Ne hoş ya böyle olmak...

Dinlediğim bir milyon şarkıda da kendimden bir şeye rastlamak; dünyada tek olmadığımı anlamak, hatta tek bile kalsam bundan korkmamak. Ne güzel...

3 Nisan 2011 Pazar

gezme(cik)...



 Ay pek bir şen oldum bu haftasonu. Gezdim, tozdum. Musti'siz gitmenin verdiği suçluluk duygusunu ve baktığım  her çocukta onu görmemi saymazsak her şey süperdi. Ama onunla da gezilmezdi.
Zaten pek bir aramamış bizi.

Buna sevinmeli miyim, üzülmeli miyim bilemedim.

Stres attım, azıcık da arındım. Berbat ötesi bir iklimin geçeceği haftaya karşı daha iyiyim. Hatta bir ayakkabı ile aşk bile yaşadık. Bundan iyisi daha uzun bir gezi :))